Sepete eklendi

Enflamasyona Drenaj

13-03-2022 18:27
Okuma Süresi: 4,5 dk5

I.

Çocukluğunun önemli bir kısmını ansiklopedi okuyarak geçirmiş sersemlerden biriyim. Okuduklarım arasında kafamı yıllarca allak bullak eden bilgiler var. Mesela, Hayat Ansiklopedisindeki şu maddeye bakın: ‘ […] Varoluşçu kadınlar saçlarını kısa kestirir, siyah pantolon giyer ve sokakta sigara içerler…’

Çocukluğunda ansiklopedi okumakla övünüp duran bizim neslin dünya tasavvuru, bunun gibi bilgilerle oluşmuş işte. Varoluşçuluk maddesine bunu yazan ansiklopedi, İstanbul’un Fethine ne yazmaz…

Bir de ben bir çocukken, bir kadının sokakta sigara içmesi onun orospu olmasıyla aynı şeydi.

Bir insanın orospu olmasının, onun ahlakıyla doğrudan bir irtibatının bulunmadığını kavramam yıllarımı aldı. Ve bunun için epeyce de bir zihni mesai harcadım. Ahlaklı orospu fikrine varmak, verili medeniyet tasavvurumun bir kısmını yıkmamı gerektirdi çünkü. Çünkü ya Ansiklopedist Türk Aydınlanmacıları ideolojik tipler değiller ya da orospular ahlaksız değil.

Neyse ki ben artık neyin ne olduğunu kişisel tecrübemle biliyorum. Çünkü bunun için emek harcadım. Biraz Avrupa Ortaçağı okudum. Orospu arkadaşlarım oldu filan…

II.

Noah Harari, şu çok popüler antropolog, ‘data kolonyalizmi’ diye bir şeyden bahsediyor. Söylediği mealen şu: Bütün endüstri ve endüstriyi oluşturan bütün sektörler, bizim tüketim davranışlarımızdan elde edilen datalar aracılığıyla manipüle ediliyor. Öyle ki, manipüle edilen sadece tüketici olarak biz değiliz; bizzat ara-üreticiler, hatta büyük sanayi şirketleri bile o bilgilere göre merkez bir algoritma tarafından yapacakları üretim konusunda yönlendiriliyor. Mesela Detroit otomobil üretirken Brezilya’nın ha bire prezervatif yapıp durması da bununla ilgili… Buna bağlı olarak ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin nasıl manipüle edilebildiğini de siz düşünün…

İşte bütün bu datayı işleyip yeniden-üretme gücüne sahip olan algoritmayı [ya da algoritmaları] yönlendirenlere de data kolonyalistleri diyor Harari.

Kontrolü kaybettiğimiz nokta da işte tam burası: Hesaplanabiliyoruz.

Hesaplanmak günlük hayatı sıradan, sıkıcı ve çaresizce ölçülebilir hale getiriyor. İstemediğiniz her şeyi yapmak için muhakkak -yine ölçülebilir- gerekçelerimiz var: Çocuğun okulu, arabanın taksidi, karşı apartmandaki güzel kız, okuldaki yakışıklı oğlan. Ha bir de babamız ölünce başımıza kalan annemiz…

Biz bütün bunları nasıl yapacağımızı hesaplamaya çalışırken, algoritma da yaptığımız her hareketi hesaplayıp kaydediyor. Ne renk otomobil seviyoruz? Kıza ya da oğlana nasıl bir hediye aldık? Annemizi yatırdığımız huzurevi Kartal’da mı Bakırköy’de mi?

Lafı uzatmaya gerek yok: Ölçülebilen insan, eylemsiz insandır.

Eylemsiz insan hayıflanır ama satın alır. Söylenir ama yapar. Yaşayamaz ama ölür. Bütün bunların sebebi de şu bizim ‘büyük anlatı’ hadisesinde düğümleniyor. Sıradan bir eylemsiz, çıkış yolunu, kendi eylemsiz varlığını kendisinden daha büyük bir hikayeye, evet, büyük anlatıya bağlayarak hayatını anlamlandırma çabasında bulur. Ama ah bizim güzel çaresizliğimiz: Büyük anlatının içinde/dışında/yanında/karşısında, neresinde olursanız olun; eğer onunla paradigmal bir bağınız varsa, hesaplanabilirsiniz demektir.

Algoritma için sıfırlardan, birlerden, rakamlardan ve dört işlemden ibaret bir şeyleriz. Evet tamam, bu yeni bir bilgi değil. Ama bundan nasıl kurtulacağımızı bilemiyoruz.

Ben onu da buldum: Sayılmayarak!

Eğer hesaplanabilir olmaktan kurtulursak; yani ne yapacağımız kestirilemezse; yani ön görülemezsek, sistemin dışında ama günlük hayatın içinde bir pozisyon almak pekala mümkün.

Eğer patlıcanı burnumuza sokup, pantolonlarımızı yersek ve otomobillerimizi yakıp ayakkabılarımızı boğarsak; algoritma ne olup bittiğini anlayana kadar bu data kolonyalistlerini çiplerin içine sıkıştıracak kadar vaktimiz olabilir.

Eylem, ön görülemezliktir!

III.

Bırakın seçimleri onlar kazansın. Ya da onlar kazansın. İkisi de olmadı mı? O zaman zaten onlar kazanacak.

Bizi şu eylemsizlik girdabına çekemesinler yeter.

Yoksa, iktidar ya da muhalefet partilerine atıp tutan twitleri okuyup okuyup zevklenen kardeşlerimiz, onları anlamlı kılan yegane hakikatin pantolon bedenleri olduğunu anladıklarında, bize yine orospu arkadaşlarımızla sokaklarda sigara tüttürüp it gibi dolanırken, II. Mehmet’in devletin bekası için boğdurduğu minik kardeşlerini düşünüp, kederlenmek kalacak.